23 Kasım 2010 Salı

Yıllar sonra yeniden!

Son günlük yazalı 2 seneyi geçmiş. Zaman ne çabuk geçiyor. Son yazdığım günlüklerin de zaman üzerine olmasını kanımca ilginç bir durum olarak değerlendiriyorum. Bir zamanlar gün aşırı yazdığım günlüğe epeyce bir vakit vefasızlık yapmışım. Peki ne oldu bu 2 senede diye bir muhasebe içine girsem sanırım hatalar, güzellikler, üzüntüler, mutluluklar, alınan kararlar başlıkları altında her biri ayrı konu olabilecek uzun paragraflar çıkar ortaya.
İnsan nisyanla maluldur. Unutuyoruz. Yaşadıklarımızı, hatalarımızı... üzüntülerimizi, acılarımızı... Unutmamız gerekenleri unutup hatırlamamız gerekenleri unutmamayı diliyorum Rabbi'mden. Ve bundan sonrası için de herşeyin hayırlı olmasını...

30 Ekim 2008 Perşembe

Zaman değişkendir :) Zaman hayattır ...

Sürekli aynı yemeği yiyemediğimiz gibi sürekli mutlu da olamıyoruz. Biraz garip bir benzetme ama sürekli mutluluk sıkıcı olurdu sanırım :) Yakın arkadaş çevremce takıntı haline getirdiğimiz ve halen muhabbetini ettiğimiz Matrix filminde insanlara sanal bir hayat ortamı sağlayan makine şunu diyordu: "İlk tasarladığımız matrix ortamında insanlara mükemmel bir hayat sunduk, hiç sorunsuz, dertsiz... Fakat insan beyni bunu kabullenmedi ve sistem kısa süre sonra çoktü. Biz de gerçek dünyanızda olduğu gibi sorunlar, sıkıntılar içeren bir matrix'i yeniden tasarladık"
...
Diğer bir ifadeyle zamanın bize sunduklarını iyi değerlendirmeli, eğer mutluysak bunun tadını çıkarmalı, gerisini yine zamana bırakmalı...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Zaman İlaçtır

Yaklaşık bir sene... Zihnimi bulandıran, hataya meyilli, zaman zaman içimi daraltan sıkan bir süreçten bahsediyorum. Biraz kendim, biraz dış etkenlerle girdiğim bu "musibet" diyebileceğim takıntıdan nihayet kurtulduğumu sanıyorum. Şükürler olsun... İnsan yaşlandıkça değil yaşadıkça öğreniyor belli şeyleri ya da pişiyor, yetişiyor.
Kendi isteğimin katkısı olmasa bu kadar takmazdım, zira başa gelen çekilir. Herşeyin hayırlısı... İyi olur inşallah herşey...

14 Ekim 2008 Salı

Burası Günlüktü Dimi :)

Son yazdığım günlüğe bakılırsa yaklaşık iki buçuk aydır uzak kalmışım buralardan. Bu geçen zaman zarfında neler oldu şöyle bir hafızamı yoklayacak olursam;
İstanbul'a yeğenimin sünnetine gittim ve aynı zamanda akraba ziyaretleri güzel oldu. Ayrıca bir yaşıma daha girdim, yani doğum günü geldi geçti bu arada, eski arkadaşlarla birkaç günlük Çeşme macerası :), ardından evde küçük (!) bir sorun, mübarek Ramazan ayını da idrak ettikten sonra bayram için anne babalara bayram ziyareti, dönüşümüz ve kaldığımız yerden devam etmemiz hayata... Ne kadar da hızlı geçiyor zaman... Bakalım zaman, kader karşımıza neler çıkaracak daha...

29 Temmuz 2008 Salı

Miraç

Beşer olarak çok uzun bir yolculuğun içindeyiz. Ve şu anki dünya hayatında geçen zaman çok kısa ve çok ehemmiyetli. "Dünya hayatı bir ağacın gölgesinde kısa bir uyku kadardır"
Bu uzun yolculuğun sonunda Miraç'a ulaşmak ümidiyle...
Kandiliniz mübarek olsun...

11 Temmuz 2008 Cuma

Denizler Beklemeye Devam Etsin

Uzun zamandır içinde bulunduğum halet-i ruhiyem sebebiyle değişik düşüncelere dalıp gitmekteyim zaman zaman. Hani gerçeklik yüzdesi kâle alınacak cinsten olmasa da aklın çıkar ararken sınırları zorlaması böyle açılımlara itiyor. Ne gibi mi? Bilinmeyen bir yere gitmek gibi. Benim dahi bilmediğim hiç görmediğim gönlümde tazecik yer edinecek, sessizliğiyle içime huzur verecek, deşarj olmak istediğimde beni bağrına basacak bir yer... Deniz aşırı yerlere gitmek mesela. Okyanuslara açılan bir gemiye takılıp "Abi beni müsait bir yerde indirin" deyip ilk gördüğün karada devam etmek hayata... Sonra dönmek isteyip de denizin uçsuz bucaksız halini görünce caymak ve kalmaya devam etmek. Yani o derece uzaklara gideceksin ki vazcaydığın anda şartlar izin vermeyecek bu sefer...
Zihnin bu oyunları gerçekten çok uzak olsa da terapi gibi geliyor bana. Ayrıca sınırsız hayallerin engin denizlerle buluşması ahenklik kazandırıyor hislerime.
Şairlere, edebiyatçılara ayrı bir ilham kaynağı olan engin denizlerin her insana hoş etkiler bıraktığı bir şeyler mutlaka vardır.

8 Temmuz 2008 Salı

Tekrar Merhaba

Bir ara, ara vermiştim yazmaya. O ara yaz ayının rehavetinden kaynaklansa gerek. Pek tatile çıktığım da söylenemez. Hatta "sevgili günlük biliyorum seni çok ihmal ettim bu ara ama döndüm işte..." gibisinden günlüğe manevi bir şahsiyet yükleyip onunla konuşmak bile geçti içinden. Kaldı ki bu aslında kendimize olan saygımızın bir yansımasıdır o yüzden ti'ye alarak söylemiyorum bunu. Yani "günlük ya da yazmak adı ne ise onu yapıyorum ben ve yapacağım da" sözünün kendinde idame etmediğini düşündüğün anda bir çeşit kendini affetme çabası...
En son yazdığım yazı Türkiye-Almanya yarıfinal maçının olduğu gündü aşağıda göreceğiniz üzere. Yenilsek de çok güzel bir maç oldu. Belki de çok iyi oynamak bize yaramıyor. İlk golü bizim yememiz gerekirdi diyesi geliyor insanın. Ama gerçekten otorotiler tarafından final oynamasak da turnuvanın en gözde takımı oldu Türkiye. Bu bir avunma yöntemi olmakla beraber gerçeklik payı olan bişey... Ve geç bulup erken kaybettiğimiz Federasyon Başkanımız Hasan Doğan. Turnuva sırasındaki samimi konuşmaları dışında fazla tanımıyorum ama üzüldüm vefatına. İyi işler yapabilecek biriydi sanırım. Allah rahmet eylesin.
Temmuz ayı ile birlikte insanın denize tatile çıkası geliyor. Ama ben bu sene kurs görevi nedeniyle pek tatil yapamayacak gibiyim. Hani çok sevmesem de denizi ortamına göre bazen iyi oluyor. Bu arada Öykü Atölyesi'nin yeni kelimesi de "Deniz" miş. Acaba diyorum bir tembellik edip bu paragrafta geçen deniz kelimelerini bahane ederek yazı yorumlarına eklesem mi bu linki? Ne dersiniz hoş olmaz mı? (Tamam ben cevaplıyorum hemen olmaaaaz!!!)