Fotoğrafın Dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğrafın Dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2008 Çarşamba

Bir Çocukluk Anısı


Lokantada çalışan bir çocuğun anısı:
-Oğlum git Oben Konfeksiyondan boşları al gel (servise gitmiş olan yemek tabakları. O zamanlar plastik tabaklar pek yaygın değil)
-Tamam usta
Çocuk gider tüm saflığıyla işindeki ilk gününde. Dükkanın yerini de bilmiyordur ve "konfeksiyon" kelimesi aklında "nakliyat" olarak kalır nedense. Belki de böyle bir anıyı hep hatırlamsı içindir :)
-Abi buralarda Oben Nakliyat olacakmış nerede?
-Oben mi, Orhan Nakliyat olmasın
-Olabilir tabi (yanlış duymuş olabileceğini düşünür)
-Bak karşıdaki kahvededir oraya bak.
Kahveye gider Orhan Nakliyatın sahibi Orhan beyi bulur:
-Abi Gönül Pide Salonundan geliyorum, boşlar varmış
-Borç mu?
Çocuk bunu da yanlış duyabileceğini düşünerek:
-Evet borç
-Tamam ben ustanla konuşurum.
İşin garip tarafı Orhan Bey lokanta patronun köylüsü ve gerçekten borcu varmış...

Hatırladıkça gülüyorum :))

30 Mayıs 2008 Cuma

Mutluluğa Dair


"İnsan istekleri nispetinde mutsuzdur"... Hayatımız boyunca her zaman bir şeyler elde etmeye çalışırız. Bazen de başarırız bunu fakat birçoğunun düşlediği ile yaşadığı bir olmuyor ve bu yüzden mutlu da olamıyor. Demek ki çok fazla şey istememek gerekir. Yıkık viraneler arasında "kenar mahalle" diye tabir edilen muhitlerde yaşayan insalar gösterişli dünya hayatından uzak da olsalar samimi, dostane ilişkileri ve gülümsemeleri eksik olmuyor. Öte yandan fabrikaları, villaları, onlarca lüks aracı olmasına rağmen gülemeyen, mutlu, tatmin olamayan insanlar var. Aslolan mutlu olmaksa ve bunu sağlayacağını düşündüğümüz aracı materyaller görevini ifâ edemiyorsa ne anlamı var ki!
Kişi kendisiyle birlikte büyüttüğü isteklerinin altında ezilmemeli. İstemeden tembel durmak değil, istenmesi gerekeni bilip çalışkan olmak demek istediğim. Ayrıca hayat sürprizlerle dolu.

"Her muhit kuşatılır, her muhkem bölge düşer
Hakikat karşısında dil susar, belge düşer
Dolunay'ın hilâli, gündüzün gecesi var
Ovaya gölge salan dağa da gölge düşer"

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Umudunu Yitirme


Şehir gündüzün ahenkli görüntüsünü geride bırakmış, insan ve araç uğultularına dalga sesleri eşlik ediyordu bu gecede. Yıldızlar bir başka parıldıyordu sanki. Sahile 200 metre uzaklığındaki evinden henüz çıkmış, iç dünyasının mahzenlerinde saklı bıraktığı hülyaların etkisine kaptırmıştı kendini. İçi içine sığmıyor, kalbi bir kuşun kanat çırpınışlarını andırıyordu. Nasıl olmasın ki! Ömrü boyunca ilk defa bu coşkuyu yaşayacaktı. Müthiş bir duyguydu bu. Sadece Cengiz değil tüm ilçe halkı yarım saat sonra başlayacak olan Türkiye-İtalya Avrupa şampiyonası final maçını izleyecekti. Dolunay bile futbol topu gibiydi Cengiz'in gözünde. Tarihinde ilk defa final oynayacak olan Türkiye A Milli Futbol takımı ülkeyi karanlık çıkmazlara sokmak isteyenlerin gerdiği ortamı yumuşatmış, moral dopingi oluşturmuşlardı. Tüm dualar onlar içindi. Manevi desteği hissettikleri yüzlerindeki ifadelerden belliydi futbolcuların.
Maç bitmiş şehir karnaval havasına girmişti. Avrupa şampiyonuydu Türkiye. Cengiz de kalabalığa bıraktı kendini. Funda'yı gördü. Maç heyecanı ilan-ı aşk planlarını erteletmişti. Acaba maç sırasında bulup onu söyleseydi bu önemli maçtan daha önemli olduğunu hissettirir miydi Funda'ya. Yaşanan coşkuya bıraktı kendini. Gülen eğlenen insanları, dolunayı, yıldızları seyretti. Mutlu olmasını engelleyecek bir ihtimalin içine sokmak istemedi kendini. Planlarını daha uygun bir zamana erteleyerek geceyi mutlu bir şekilde tamamladı. Ümit etmek, umutla beklemek belki daha güzeldi...