Bir cumartesi sabahıydı. Güneş uykudan geç kalkanları dik bakışlarıyla azarlar gibi bakıyordu gökyüzünden. Tatlı bir yaz sıcağı ile umut çiçekleri bir başka açmıştı bugün Cengiz'in yüreğinde. Sabrederek yetiştirdiği sevda tohumları aşk ağacına dönüşmüş, beklediği ânın geldiğini düşünmüştü. Aklına geleni yapmak için çok az uğradığı mutfağa girdi. İki kupa fincanı aldı. Kahveleri hazırlarken "inşallah" dedi "bunun gibi köpürmez beni görünce". Biraz sonra elinde iki fincan kahveyle hemen yanlarındaki evin ziline dokundu. Kapıya Funda çıktı. Bir süre ikisi de konuşmadan bakışlardaki gizeme kilitlendi. Efsunlu bakışların sihrini çözmek istercesine bir mühlet öyle kalakaldılar. Cengiz'in istediği bir karşılamaydı bu. Bir bahanedeki kahve bu kadar mı güzel olurdu! Fazla uzatmadan lafa girme planları yaparken açtı gözlerini. Pencereden süzen ve yüzene vuran ışıkla uyanmıştı. Öncekilere benzer bir rüyaydı bu da. Ne garipti bu rüyalar, şehrin diğer tarafındaki ev birden yanlarında bitmişti.
İkisi de biliyordu birbirine hissettiklerini ama bir türlü resmiyet kazanamamıştı. Mutfağa geçti. Gün boyu etkisinde kalacağı rüyasını düşünerek kahvesini yudumlamaya başladı. "Hayır olsun inşallah"...